UZUN BİR HİKAYE -2

KALDIĞI YERDEN DEVAM
Bunu takip eden birkaç hafta boyunca Ben kendimi gayet iyi hissettim. Tüm bu olaylar olmamış gibi işime gittim. Kimseye bir şey anlatmadım. Miray yıllık izinde olduğumdan hiç karşılaşmadık. Böyle bir karşılaşma olasılığı bile Beni rahatsız ediyor, ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemiyordum. Akşamları Piraye’yle güzel yerlere yemeklere gittik, hafta sonları yürüyüşler yaptık, bol bol film izledik hatta yıllık izinleri eşzamanlı alıp birlikte güneye tatile gitmeyi planladık
– “Harika olacak”, diyordu Piraye.
– “Çok güzel bir tatil köyü orası, bütün gün güneşlenir, denize gireriz. Akşamları da çılgınlar gibi eğleniriz. Eminim çok çekici erkekler vardır orada. Hem de değişik milletlerden. Laf aramızda ben bugüne dek hiç yabancı bir erkekle yatmadım. Sen?”
– “Elbette hayır! Daha neler? Hem ben tatilde gönül maceraları yaşamayı düşünmüyorum. İyice dinlenmeli ve bol bol kafa dinlemeliyim. Vermem gereken kararlar var. Tatil dönüşü Tolga’yla konuşacağım. Bu şekilde devam etmek ikimiz için de doğru değil.”
Böylece Ben ve Piraye 1 hafta sonraya izinlerini aldık, rezervasyonlarını yaptık. Tatil yaklaştıkça heyecanlanıyor, sanki ilk kez tatile çıkacakmış gibi içimiz içimize sığmıyordu…
Günlerdir beklenen tatilin başlamasına 2 gün kala gelen bir haber Ben ve Piraye’nin tüm tatil planlarını altüst etti. Ben çok önemli bir toplantı için Adana’ya gitmek zorundaydım. Erman Bey ıkına sıkına Ben’den özür dilemiş, bu toplantının çok önemli olduğunu, toplantıda alınacak kararlara göre önümüzdeki yılın bütçesinin oluşturulacağını haber vermişti. Diğer tüm katılımcılar için toplantı tarihi en uygun tarihti ve merkezi temsilen toplantıya katılması gereken bendim Benim tatil planı genel müdür Rıfat Bey’in pek umurunda değildi. Erman Bey tatil meselesini Rıfat Bey’e açtığında,
– “Sonay tatile 2-3 gün geç çıksın, 1 hafta geç döner”, demiş ve konuyu kapatmıştı.
Ben durumu Piraye’ye anlatınca, Piraye tatili iptal etmeyi önerdi.
– “Benim tatil tarihlerimi değiştirip ileri almam mümkün değil, rezervasyonu iptal edelim, sen Adana’dan dönünce birlikte birkaç günlüğüne Şile’ye filan gideriz”, dedi.
Fakat ikimiz de farkındaydık ki, bu tatili çok istiyorduk ve Piraye’nin çözümü kimseyi memnun etmeyecekti. Bunun üzerine Ben, Piraye’nin tatile tek başına gitmesini, benim de Adana’daki toplantıdan sonra direkt Antalya’ya geçip ona katılmamı önerdim.
– “Hem 2-3 gün tek başına olursan, belki o çok merak ettiğin çekici erkeklerle tanışma şansın artar. Ben gelince de 4 gün birlikte tatil yapmış oluruz”.
– “Bilmiyorum Ben. Peki, sana 4 gün tatil yetecek mi?”
– “Benim fazladan 1 haftam daha olacak, Rıfat bey öyle söylemiş. Eğer tatil köyünden memnun kalırsam, tatilimi uzatırım.”
Böylece plan revize edildi ve Piraye kararlaştırdığımız gibi Cumartesi sabahı Antalya’ya gitti. Ben da o gün tatil alışverişini yaptım, valizlerini hazırladım ve Pazar günü Adana’ya uçtum. Dönüşte İstanbul’a uğramamak için tatil eşyalarını da yanıma almıştım. Pazar gecesi geç saatte otele yerleştim, duşumu alıp oyalanmadan yattım. Pazartesi ve Salı günleri toplantıda geçecekti ve iyice dinlenmek istiyordum.
Ertesi sabah erken kalkıp kahvaltıya inmeden önce odamdaki boy aynasında kendimi inceledim. Bayi toplantısında hemen her zaman tek kadın ben olurdum ve tecrübelerimin bana öğrettiği bir şey varsa, bir sürü Anadolu bayisinin aralarında hoş bir kadın olmasından çok memnun olduklarıydı. Bana her zaman çok kibar davranırlar, bir dediğimi iki etmezlerdi. Ben her toplantıdan sonra İstanbul’a koltuğumun altında yeni sözleşmeler ve bir sürü alım taahhüdüyle dönerdim. Erman Bey benim bayi toplantısındaki başarımı etrafındakilere hep hayranlık dolu sözlerle ifade eder,
– “İnsanın Sonay gibi ürün müdürü olursa hayatta sırtı yere gelmez”, derdi.
O sabah aynanın karşısında bütün bunları aklımdan geçirirken, mini eteğimin iyice ön plana çıkardığı biçimli bacaklarımı, diri kalçalarımı, güzel yüz hatlarımı dikkatle süzüyor,
– “Tolga’nın beni Mirey kaltağıyla aldatmasına hala inanamıyorum”, diye düşünüyordum. Kahvaltı salonunda önceden tanıdığım bazı bayilerle karşılaştım; Mersin bayii Sadık bey, Tokat bayii Murat bey ve Denizli bayii Salih bey. Hepsi beni gördüklerine sevinmişlerdi.
– “Özlettiniz kendinizi Sonay Hanım, şu toplantılar da olmasa vallahi yüzünüzü göremeyeceğiz”, diye takılıyorlardı. Salih Bey,
– “Kaç defa davet ettim sizi Pamukkale’ye, ‘gelin size güzel bir hafta sonu yaşatalım’ dedim. ‘Pamukkale’miz nefistir, otellerimiz 1. Sınıf, pişman olmazsınız’ dedim. Ama sizden ses soluk çıkmadı”
– “Hep aklımda Salih Bey, hep istiyorum. Hatta geçenlerde bir arkadaşıma da söz ettim. Bir fırsat bulsak, inşallah geleceğiz.”
– “Tabii, tabii. Arkadaşlarımızı da getirin. Hep birlikte eğleniriz.”
Gerçekten de Ben bu öneriden Piraye’ye söz etmiştim. Piraye,
– “Amaan, boş versene. Anlattığına göre kıro herifler. Bunlar kesin bize asılırlar orada.” diyerek ciddiye almamıştı Beni.
Kahvaltıdan sonra hep birlikte toplantı salonuna geçtik. Yaklaşık 30 kadar bayi salonda yerlerini almışlardı. Çoğunu önceden tanıyordum. Aralarında ilk kez gördüğüm 7-8 kişi de vardı. Hepsiyle selamlaştım, tanıdıklarıma hal hatır sorup gönüllerini aldım. Bu işte insan ilişkileri, karşındakine değer verdiğini belli etmek (en azından öyle görünmek) hayati önemdeydi. Bu konularda Benim doğuştan gelme bir yeteneğim vardı.
Toplantı sırasında çaktırmadan etrafımı inceleyip sık sık kaçamak bakışlarla karşılaşıyordum. Bu bakışların bir kısmı dostça, rahatsız etmeyen bakışlardı. Mesela Zonguldak bayii Faruk Bey’inki bu kategoridendi. Faruk Bey şirketin en eski bayilerindendi. Şirketle daima iyi ilişkileri olmuş, yaşı gereği Bana hep babacan tavırlarla yaklaşmıştı. Şirketin işleyişi, bayi beklentisi gibi konularda ondan çok şey öğrenmiştim Faruk Bey’i selamladım.
Bir de şu ismini bilmediğim yeni Sivas bayii, ya da Mersin bayii Sadık bey gibi bakışlarını pek beğenmediğim adamlar vardı. Sanki dostça ya da merakla değil, dişiliğime gösterdikleri ilgiyle süzüyorlardı beni. Sadık bey zaten her zaman bana aşırı bir ilgi gösterir, yemeklerde filan yanıma oturur, fırsat bulsa hemen yılışacak bir izlenim verirdi. Üstelik Sadık Bey bildiğim kadarıyla evli bir adamdı. Ah erkekler…
Ben toplantıdan sonra odama çıkıp uzandım. Akşam yemeğini hep birlikte şehrin ünlü bir lokantasında yiyecektik Biraz kestirip, duşumu alıp hazırlanacaktım. Sekizde lobiden alacaklardı beni. Bu arada resepsiyonu arayıp, Çarşamba sabahı Antalya otobüsüne rezervasyonumu yaptırdım. Bir aksilik olmazsa öğlene tatil köyünde olacaktım. Yatağımda uzanmış, uyku uyanıklık arası tatili düşünürken, Piraye’nin birileriyle tanışıp tanışmadığını merak ettim. Belki de onun gibi olmak lazım diye düşündüm; hiçbir şeyi düşünmeden kendini koyuvermek, hayatı sürekli bir macera arayışı olarak yaşamak…
Saat tam sekizde lobiye indim. Hemen herkes oradaydı, Ben de gelince hemen taksilerle yola çıktık. Ben o akşam son derece şık, tek parça-omuzlardan askılı siyah bir gece elbisesi giymiştim. Bu elbise acaba ortama fazla mı kaçar diye düşünmüş ama sonunda yine de giymeye karar vermiştim. Diz üstü eteğim, hafif göğüs dekoltesi, ince topuklu ayakkabılar, omzumda beyaz şal ve küt kesimli sarı saçlarımla gerçekten tüm dikkatleri üzerimde toplamıştım.
Takside yine hep olduğu gibi Sadık Bey yanında oturuyordu. Çaktırmadan bacaklarımı süzmesi Benim hoşuma gitmiyordu. Sadık bey 45 yaşlarında, orta boylu, göbekli, saçları büyük ölçüde dökülmüş, hiçbir çekiciliği olmayan, tipik bir Anadolu bayisiydi. Yaklaşımları hoşuma gitmese de adam şirketin sevilen, en çok satış yapılan bayilerindendi.
Yaklaşık 20 dakikalık bir yolculuktan sonra şehrin biraz dışındaki lokantaya ulaştık. Önceden hazırlanmış masalara yerleştiklerinde Ben gruptaki tek kadın olduğum için kendini biraz tuhaf hissediyordum. Rahatsız değildim ama yine de garibime gidiyordu. Daha önceleri de bayi toplantıları hep böyle olurdu ama nedense bu kez bu durum daha bir gözüme batmıştı.
Masalar büyük bir dikdörtgen şeklinde yerleştirilmişti. Ben tam ortaya, başköşeye oturtuldum. İki yanıma Ankara bayii Hayri Bey ve Rize bayii Ahmet Bey oturmuşlardı. İkisiyle de fazla samimiyetim yoktu. Biraz canım sıkılmıştı;
– “Keşke Faruk Bey’in yanıma otursaydım” diye düşünüyordum. Herkes acıktığından bir süre kimse pek sohbet etmedi kendini yemeğe verdi. Ben âdetim olduğum üzere yemeğin yanında beyaz şarap içiyordum. Böyle zamanlarda en fazla 2 kadeh içer, bu da beni çakırkeyif yapmaya yeterdi. Fazlasını istesem de içemezdim, bünyem içkiye karşı dayanıksızdı.
Bir süre sonra karınların doyması ve içkinin de etkisiyle herkeste bir gevşeme, rahatlama oldu; ortam neşelendi. Ben da Hayri Bey’le satışların artırılması üzerine hararetli bir tartışmaya daldım. Bir ara Ahmet Bey’le de ilgilenmek için sağına döndüğümde yanımda Sadık Bey’in oturmakta olduğunu gördüm. Sadık bey samimi bir tavırla rakı kadehini Benim kadehine vurarak,
– “Hadi bakalım sağlığınıza ve güzelliğinize içelim Sonay Hanım, bu akşam göz kamaştırıyorsunuz”, diye yılıştı. Ben hafifçe gülümseyerek teşekkür ettim. İçinden
– “Buldu yine beni sırnaşık şey”, diye geçirdim. Zoraki bir sohbete giriştik. Sadık bey sürekli konuşuyor, konuşurken konudan konuya atlıyordu. Tam şirketin pazarlama stratejisini tartışmaya başlamışken, birden nasıl oluyorsa Sadık Bey’in çocuğunun kolejlere giriş sınavını konuşurken buluyordum kendimi.
Laf lafı açtı, Sadık bey kadehleri peş peşe yuvarladı, ama bana mısın demedi. Sanki hiç içmemiş gibiydi. Bu arada Benim da kadehim boş durmuyordu. Bazen tüm karşı koymalarıma aldırmadan Sadık Bey kadehimi yeniliyor, bazen de masa masa dolaşan bayilerden biri kaşla göz arası elindeki şişeden takviye yapıyordu. İpin ucunun kaçmaya başladığını fark ediyordum İzin isteyip tuvalete gittim. Yüzümü gözümü yıkamak, biraz kendimi toparlamak istiyordum. Aynada gözlerimin çakmak çakmak baktığını görüp,
– “Tamam Sonay. Bu kadar yeter. Artık daha fazla içmeyeceksin. Yoksa düpedüz sarhoş olacaksın”, diyerek makyajımı tazeledim ve salona döndüm.
Salonda iyice sarhoş olan bayilerin kahkahaları yankılanıyor, sigara dumanından insanın gözleri yanıyordu. Ben masama ilerlerken adımlarımı zor attığımı, umduğumdan daha sarhoş olduğumu fark ettim. Benim gibi gibi sarhoş bir sürü erkeğin ısrarlı bakışları altında yerine oturdum. Sadık bey birdenbire
– “Söyle bakalım kocan nasıl?” diye sormasın mı, Ben şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktım. Sadık Bey’in birdenbire senli-benli konuşmasına mı, yoksa sanki kırk yıllık arkadaşımmış gibi Tolga’yı sormasına mı şaşıracağımı bilemedim. Kekeleyerek,
– “İyi, çok iyi”, diyebildim.
– “Merak ediyorum da, insanın senin gibi güzel eşi olursa, onu nasıl böyle tek başına buralara gönderir acaba?”
– “İltifatınız için teşekkür ederim ama bunda merak edecek bir şey yok bence Sadık Bey. Günümüzde eşlerden her birinin kendi işi var. Sonuçta ben buraya gönül eğlendirmeye gelmedim ki.”
– “Sonay, lütfen sizli-bizli konuşmayı bırak artık. Yeni tanışmadık ya, ne zamandır tanıyoruz birbirimizi. Öyle değil mi?”
– “Evet, doğru söylüyorsunuz Sadık Bey, pardon… Sadık!”
– “Hah şöyle! Resmiyeti bırakalım canım.” Açıkçası Ben ne yapacağımı bilememiştim. Kendime kızıyor, onun bu samimi tavrına çanak tutmuş gibi hissediyordum. Bu arada,
– “Şerefinize Sonay Hanım, arkadaşlar sizden çok bahsettiler. Şirketimizin medar-ı iftiharıymışsınız. Sivas bayii Turgut Öztürk”, diyen sese başını çevirdiğimde, Hayri Bey’in yerine gündüz ki toplantıda beni bol bol kesen genç bayinin oturmuş olduğumu gördüm.
– “Teşekkür ederim Turgut Bey. Tanıştığımıza memnun oldum. Nasılsınız?”
– “Sizi sormalı, ben gayet iyiyim. Ne zamandır diğer bayi arkadaşlarla tanışmak için can atıyordum. Kısmet bugüneymiş. Hem sizinle de tanışmak nasip oldu. Umarım bundan sonra sık sık görüşürüz. Sizi Sivas’a da bekleriz.”
– “İnşallah Turgut Bey, ilk fırsatta ziyaretinize gelirim.”
– “Dört gözle bekleyeceğim.” Bu son sözleri gayet yılışık bir ifadeyle ve doğrudan gözlerimin içine bakarak söylemesi beni huzursuz etmişti.
– “Nereden çıktı bu şimdi? Biriyle uğraşmak yetmezmiş gibi”, diye kendi kendime söyleniyordum. Turgut elindeki şarap şişesini aniden Benim kadehime boşaltarak,
– “Hadi ama şerefe kadeh kaldıralım”, dedi. Artık içmek istemediğimi söylememe rağmen hem Turgut, hem de Sadık beni içmeye zorluyordu. İstemeye istemeye şarabımı yudumlaya başladım,
– “Olmadı ama hadi fondip!” dolduruşlarına biraz direndiysem de, sonunda ısrarlara dayanamayıp kadehimi bir dikişte bitirdim. Az sonra yanımıza gelen Adana bayii Cihat Bey, aralarında karar verdiklerini, buradan kalkıp, şehrin tanınmış barlarından birine gideceklerini ve itiraz kabul etmediklerini haber verdi. Cihat Bey hoşsohbet ve hayır denmesi zor bir adamdı. Kendini toplantının ev sahibi olarak görüyor, iyi niyetle herkesi eğlendirmesi gerektiğini düşünüyordu. Be
– “Olmaz, kendimi çok yorgun hissediyorum” filan dediysem de bir anda ayaklanan ve etraflımızda toplanan herkes ısrara başladı. Ne diyeceğimi bilemedim aralıksız ısrarlar karşısında oyunbozan olmamak için teklifi kabul etmek zorunda kaldım.
Az sonra yeniden taksilere doluşmuş bara doğru yola koyulmuştuk. Benim takside yanımda Turgut oturuyordu ve bara gidene kadar aralıksız sırnaştı. Kendini gerçekten iyi hissetmiyordum. Çok sarhoş olmuştum; başım dönüyor, gözlerim kapanıyordu.
– “Barda kahve içip kendime gelirim”, diye düşünüyordum. Ne kadar zaman sonra bara geldiklerini ayrımsayamadım. Barın içi çok geniş ve dumanlıydı. İçerisi kızlı erkekli Adanalı gençlerle doluydu. Müzik insanın kulaklarını sağır edecek kadar yüksek volümlüydü.
– “Vay be, demek böyle yerler sadece İstanbul’da yokmuş”, diye düşündüm. Kendimi rahatlamış hissediyordum. Burada tek kadın değildim artık. İçeri girdikten sonra grup dağıldı ve küçük grupçuklar halinde çeşitli masalara geçildi. Bu geceki müdavimleri Sadık, Turgut ve bir de Tokat bayii Murat’la birlikte arkalarda bir köşeye oturmuştum. Çok iyi biliyordum ki, bu tercihi ben yapmamıştım. Her şey bir anda olmuş, Sadık inanılmaz bir samimiyetle koluma girerek beni bu kuytu masaya getirmişti. Bir kahveye her şeyden çok ihtiyaç duyuyordum. Ancak maalesef bu isteğimi gerçekleştiremedim. Garson bu saatte içki dışında servis yapmadıklarımı söyleyince, bana düşünme fırsatı vermeyen Sadık,
– “O zaman sen de hafif bir şeyler içersin”, diyerek garsona Benim ismini duyamadığım bir içki söyledi. Az sonra içkileri yudumluyorduk. Getirilen kokteyl tarzı içkiyi çok beğenmiştim. Gerçekten çok hafif ve lezzetliydi. Tadını o kadar beğendi ki, 2. Kadehi söyledim. Bu arada Sadık ve Turgut habire birbirlerinin sözünü keserek bir şeyler anlatıyordu. Gürültüden neredeyse hiçbir şey anlamıyor, sadece bu ikisinin benim için rekabete girdiklerini kadınca bir içgüdüyle hissediyordum. İçkinin etkisinden olsa gerek, kadınlık gururum okşanmıştı. Bu arada zaman ilerlemiş, farkında olmadan pek çok kadehi yuvarlamıştım. Artık kendimi kaybetme noktasında sarhoş olmuştum. Arada bir sarhoşluğumu fark ediyor,
– “Ne yaptım, neden bu kadar içtim?” diye kendime kızıyor, ama az sonra yeniden hepsini unutuyordum.
Nasıl oldu anlayamadım ama kendimi loş pistte Turgut’la dans ederken buldum. Kalabalığın arasında slow müzik eşliğinde Turgut’la dans ediyordum! Bunu kırk yıl düşünsem aklıma getiremezdim. İlginç olan şey bundan rahatsız olmamamdı. Turgut gerçekten çok samimi davranıyordu. İki sevgili gibi belime sarılmış, habire bir şeyler anlatıp duruyordu. Benim tek anladığım çok çekici olduğum, ilk gördüğü andan beri Turgut’un bana hayran olduğu türünden sözlerdi. Bir de önüme değen sertliği fark ediyordum zaman zaman. İnanılmaz sarhoştum, kendi kendime
– “Kızım herif resmen değdiriyor”, diye gülüyordum. Kesinlikle cinsel duygularım filan uyanmamıştı, ama Turgut’un bu tavırlarından da pek rahatsız olmuyordum sanki. Derken,
– “Sıra ben de, hep sen mi dans edeceksin?” diyen Sadık’ı duydum ve kendimi bu kez de Sadık’ın kollarında buldum. Sadık sanki sevgilimmiş edasıyla,
– “Bu Turgut denen herifi hiç tutmadım. Resmen sana asılıyor.”
Başka zaman olsa Sadık’ın ağzının payını vermesini bilirdim ama içki kadehte durduğu gibi durmuyor ve paylaşılamayan kadın pozisyonu Benim çok hoşuma gidiyordu. Gülümsemekle yetindim. Bundan cesaret alan Sadık,
– “Nasıl senin gibi bir kadına asılabilir? Herkes haddini bilsin”, diyerek elini benim belimden aşağılara kaydırmaya başladı. İrkildim ve tek mesele buymuş gibi,
– “Ne yapıyorsun Sadık? Biri görecek”
– “Kimse bişey göremez. Görmüyor musun, içerisi nasıl karanlık?” diyerek ısrarla ellerini kalçalarım da tutmaya devam etti.
– “Hadi bakalım, gidiyoruz artık.”
Bu sözlerle bu tuhaf dans sona erdi ve yerde mi, gökte mi olduğumu anlayamayacak kadar sarhoş halde kendimi Sadık’la birlikte taksinin arka koltuğunda buldum. Artık neredeyse hiçbir kontrolü kalmayan, itiraz kabilinden biraz mırın kırın ettimse de, yol boyunca mini eteğimden iyice sıyrılıp özgürlüklerini ilan eden bacaklarımı okşamasına sesimi çıkarmadım Sadık’ın. Bir yandan,
– “Kendime gelmeliyim, rezil oluyorum”, diye hayıflanırken, başım o kadar dönüyordu ve bilincim o denli bulanmıştı ki, sesimi çıkaracak halim yoktu.
812 no’lu odanın kapısı yavaşça açıldı. Bir el duvarın iç tarafını yoklayarak ilerledi ve odayı soluk bir ışıkla aydınlatan lâmbanın düğmesine bastı. Sadığın Omzuna yaslanmış, güçlükle ayakta durabiliyordum Odaya girdiğimizde Sadık beni usulca yatağın üzerine bıraktı. Ceketini ve kravatını çıkardı, banyoda yüzünü yıkadı ve yatağın kenarına, yanıma oturdu.
– “Ne kadar güzel. Hep bu anı beklemiştim”, diye mırıldandı. Çok içmiştim. Gözlerimi açtım ve su istedim. Suyumu içmek için adamın yardımıyla doğruldum ve sırtımı yastıklara dayayarak. Gülümsedim,
– “Çok susamışım.”
Sadık eğildi, yüzünü yaklaştırdı ve yüzüme küçük öpücükler kondurmaya başladı. Hafifçe irkildim ve yüzümü uzaklaştırmaya çalıştım. Sadık buna izin vermedi. Çenemden tutarak yüzümü kendininkine çevirdi ve dudaklarımı öpmeye başladı. Ağzım kapalı olduğu için konuşamasam da, ellerimle Sadık’ı iteklemek istedim. Sadık aldırmadı gitgide daha ateşli öpüyordu. Az sonra dudaklarımı boynumu ve çıplak omuzlarımı öpmeye başladı. ,
– “Hayır. İstemiyorum, hayır”, diyerek ellerimle Sadık’ın başını uzaklaştırmaya çabalıyordum. Fakat Sadık beni dinlemiyordu ve dilini boynumun üzerinde dolaştırarak yeniden yüzüme ulaştı burnumu, yanaklarımı, kulak memelerini yalamaya başladı. Kulak memelerimin yalanması sının hoşuma gitmesine kızıyordum, çünkü karşı koymalarım azalmıştı. Belki de bundan cesaret alan Sadık dilini dudaklarımın üzerinden kaydırarak, ağzıma soktu. Karşılık vermiyordum, ama karşı da koyamıyordum. Gözlerimi kapamış, sanki Sadık’ın istediğini yapmasına izin vermiştim. Sadık öpmeye devam ederken, bir yandan da elbisemin askılarını kaydırdı. Sırtımdan tutarak öne getirdi ve elbisemin sırt fermuarını açtı.
Az sonra üzerimde siyah sütyenim ve külotumla yatakta sırtüstü yatıyordum. Gözlerim kapalıydı. Sadık da pantolonunu ve gömleğimi çıkarmıştı. Uzun ve düzgün bacaklarıma, göbek çukuruma, dolgun göğüslerime hayranlıkla bakıyordu. Daha fazla kendini tutamadı bacaklarımı öpmeye başladı. Dizlerimden ayak bileklerime kadar olan bölgeyi uzun uzun öptü, yaladı.
Sonra yukarıya yöneldi ve dilini bacaklarımın üzerinde boylu boyunca gezdirerek göbek çukuruma ilerledi. Burayı uzun uzun yaladı. Dilini çukura sokup çıkardıkça hafif hafif inliyordum. Sadık daha da yukarı ilerledi ve sutyenimi çıkararak göğüslerimi özgürlüklerine kavuşturdu. Çok iri olmayan biçimli ama dipdiri göğüslerime bir süre hayranlıkla baktı ve ardından onları çılgınca emmeye başladı. İki eliyle göğüslerimi yanlardan bastırarak hoyratça avuçladı ve ağır ağır yoğurdu.
İnlemelerim artmıştı. Gözlerim tamamen kapalıydı. Meme uçlarım sivrilmeye başlamıştı. Sadık’ın dili uçlarda gezindikçe nefes alıp verişlerim hızlandı. Göğüslerim iki yanlarından sımsıkı kavrayan Sadık, meme uçlarımı hoyratça ısırarak emmeye, yüzünü göğüslerime sürtmeye, aç bir bebek gibi gayretle somurmaya başladı. Biraz canım yanınca gözlerimi açmadan inlemeye devam ettim. Sesimin çok yükselmesinden çekinen Sadık, beni öperek susturmayı denedi. Bu kez öpücüklere de karşılık veriyordum. Ve çılgınca öpüşmeye başladık. Dillerimiz dans ediyor, birbirilerimizin dudaklarımı emiyorduk.
Dudaklarını benimkilerden güçlükle ayıran Sadık, acele hareketlerle külotumu adeta kopararak çıkardı. Açık kahverengi tüylerle kaplı aşk üçgenime kısa bir süre baktıktan sonra, bacaklarımı ayırarak başını gömdü. Vajinamı salyalarını akıta akıta boydan boya yalıyor, klitorisimi emiyordu. Bir süre böyle devam ettikten sonra dilini amımın içine sokup çıkarmaya, adeta beni diliyle becermeye başladı. Başımı arkaya atarak iyice kasılarak, artık açık seçik ve yüksek sesle inliyor, Sadık’ın başını ellerimle amıma doğru ittiriyordum. Sadık’ın salyalarıyla vajinamdan sel gibi boşalmaya başlayan sıvılar birbirine karışmıştı. Yaklaşık 10 dakika sonra başını vajinamdan ayıran Sadık,
– “Umduğumdan da tatlıymışsın, hayatımda böyle nefis bişey tatmadım”, dedi. Cevap vermedim ama kısık sesle inlemeye devam ettim.
Sadık beni yüzükoyun çevirdi ve ensemden başlayarak aşağıya doğru tüm sırtımı, belimi, kalçalarımı, bacaklarımı ve dizlerimin arka taraflarını, baldırlarımı öperek, emerek, yalayarak, ısırarak ilerledi. Ayak bileklerimi, topuklarımı uzun uzun öptü. Tabanlarımı, parmak aralarımı yaladı, parmaklarımı emdi. Acele etmeden yukarıya ilerledi ve popomu ısıra ısıra öpmeye başladı. Ağzından akan salyaları yastığı ıpıslak yapmıştı. Sadık, elleriyle kalçalarımı araladı ve dilini arka deliğime soktu. Şiddetle inledim.
– “Sus bebeğim, duyacaklar.” Sadık diliyle arka deliğimi becermeye devam ederken, bir yandan da parmaklarını vajinama sokuyordu.
– “Ne kadar da ıslandın, sanki altına kaçırmış gibi. Çarşafı berbat ettin. Artık iyice kıvama geldin. Canavarın tadına bakma zamanın geldi.”
Ve Sadık kazık gibi olmuş yarağını tek bir hamlede amıma sonuna kadar soktu. Küçük bir çığlık attım ve kendimi bırakarak tatlı tatlı inlemeye başladım.
– “Kaltak, hoşuna gitti değil mi? Biliyordum hoşuna gideceğini. Dur bakalım, biraz da Benim istediklerim olsun.” Sadık ritmik hareketlerle üzerimde gidip gelmeye başladı. Zevkten kudurmuş gibiydi. Elleriyle alttan göğüslerimi avuçladı, tüm gücüyle yüklenmeye devam etti. Kısa süre sonra nefes alıp verişleri iyice hızlandı;
– “Tanrım, daracıkmışsın, bebeğim Benim” şeklinde homurdanmalar arasında tüm bedeni elektriğe kapılmış gibi kasılarak, boşalmaya başladı.
Zevkten haykırmamak için başını saçlarıma gömmüştü. Bu şekilde belki birkaç dakika titremesi devam etti. Biraz sonra oda tamamen sessizliğe ve hareketsizliğe gömülmüştü. Yalnızca iki insanın birbirine karışan düzenli nefes alıp verişleri duyuluyordu.
Gözlerimi açtığımda önce nerede olduğumu anlayamadım. Saat sekize geliyordu ve başım çatlayacak gibiydi. Yatakta gözlerimi açmadan dönüp, kolumu yana uzatınca bir çığlık atmamak için kendimi zor tuttum. Yanımda birisi yatıyordu. Korkarak gözlerimi açtım ve gördüklerime inanamadım. Sadık Bey yanımda çırılçıplak yatıyordu. Koca göbeğini devirmiş, kıllı vücudu horladıkça inip kalkıyordu. Gür kılların arasından yana devrilmiş penisi görülüyordu. Ürpererek kendi vücuduma baktım Aman tanrım! Bende çırılçıplaktım!
Ne yapacağımı bilemedim. Çarşafı üzerime çekerek yataktan fırladım ve banyoya koştum. Aynaya baktığımda, boynumda, omuzlarımda, göğüslerimde ve baldırlarımda küçük morluklar gördüm. Tüm bunlara anlam veremedim. Birden her şeyi anlamaya başladım. Dün gece neler olduğunu hatırladım. Yemekte ve sonradan gittiğimiz barda çok içmiş, daha önce hiç olmadığı kadar sarhoş olmuştum. Sadık ve Turgut’un bana kur yaptıklarını anımsıyordum. Ve benim de fazla bir tepki göstermediğimi.
Ağlamaya başladım. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Olaylar sanki bir sis perdesi arkasındaydım. Otele döndüklerimizi, Sadık’la birlikte asansörden inişlerimizi ve odaya girişlerimizi hatırlayabiliyordum. Sanki daha önce izlemiş olduğum bir filmden kareler gibi görüntüler Beyninde beliriyorlardı. Hiçbir şeye inanamıyordum, inanmak istemiyordum. Kendimden iğreniyordum. Kendimi çok pis, kirlenmiş hissediyordum. Duşa girdim. Sıcak suyla uzun uzun yıkandıkça sanki olanları unutabilecektim.
Birden banyonun kapısı açıldı ve Sadık anadan doğma vaziyette kapıda belirdi. Panik halde askıdan bir havlu kaparak vücudumu gizlemeye çalıştım.
– “Çık dışarı, hemen çık dışarı!”, diye bağırdım. Sadık aldırmadan küvete doğru yürüdü.
– “Bağırma, duyan da sana bişey yapıyorum sanacak.”
– “Ne işin var burada? Nasıl girdin odama? Bakma bana öyle, dışarı çık, çabuk!”
– “Ne demek nasıl girdin odama? Hatırlamıyor musun? Birlikte geldik. Ayakta duramıyordun. Ben olmasam, merdivenlerde yığılıp kalırdın. Seni ben taşıdım; laf aramızda harika bir gece yaşattın bana. Sana teşekkür ederim.”
– “Ne demek istiyorsun? Ne gecesi?”
– “Numara yapma şimdi. Nasıl seviştiğimizi hatırlamıyor olamazsın. Uzun zamandır dün geceki gibi seks yapmamıştım. Harikaydın. Senin gibi ateşli bir kadınla yatmayalı çok olmuş.”
– “Yalan söylüyorsun. İnanmıyorum sana. Söylediklerin gerçek olamaz.”
– “Sadece inanmak istemiyorsun. Biraz kendine gel, her şeyi hatırlarsın. Sonra da bana seninle yeniden sevişmem için yalvarırsın. Çünkü sen de inanılmaz zevk aldın.”
Ve Sadık sanki kırk yıllık karı kocaymışız gibi gayet rahat bir tavırla klozetin kapağını kaldırıp işemeye başladı. Gözlerime inanamıyordum. Düne kadar kendimi şirketin gözbebeği, bayilerin kraliçesi gibi görüyordum. Şimdi ise içlerinden biri, hem de hiç hoşlanmadığım biri, bana metresi, kapatmasıymışım gibi davranıyordu. Hışımla küvetten fırladım ve Sadık’ın üzerine saldırdım. Gözüm hiçbir şey görmüyordu. Adamın boş bulunmasından faydalanıp, tüm gücümle suratına tokadı patlattım;
– “Kendine gel serseri. Ne yaptığını sanıyorsun?”
Bir an afallayan Sadık hemen toparlandı ve yüzüme öyle bir tokat attı ki, dengemi kaybedip lavabonun kenarına çarparak yere yuvarlandım. Kalkmayı denemedim ve başını ellerimin arasına alıp, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
Bunca yıllık evliliğimde Tolga bana bir kez bile elini kaldırmamıştı. Böyle bir şey yapmış olsa, hemen ondan ayrılırdım. Ve şimdi Sadık gibi bir magandadan tüm olanlar, tecavüze uğramam yetmezmiş gibi bir de dayak yiyordum. Ne yapmam gerektiğini bilemiyordum. Tüm kadınlık gururum, kariyer, hayatım bitmişti. Artık burada bir dakika bile kalamazdım. Hemen İstanbul’a dönmeli ve şirketten istifa etmeliydim. Böyle bir rezaletin ardından kimsenin yüzüne bakamazdım.
Yavaşça ayağa kalktım ve salona geçip aceleyle eşyalarımı toplamaya başladım. Bir yandan da ağlamaya devam ediyordum. Bütün bunları ses çıkarmadan izleyen Sadık’ın, karşısında çırılçıplak, üstelik bunun farkında bile olmadan, tamamen gardım düşmüş vaziyette sağa sola koştuğumu gördükçe, cinsel duyguları yeniden uyanmaya başladı.
– “Gel buraya Sonay. Nereye gittiğini sanıyorsun?”
Arkamı dönüp Sadık’ı sertleşmiş kıllı penisiyle karşımda görünce donakaldım. Her şey bir anda olup bitti. Sadık hızla üzerime yürüdü ve sert bir tokatla beni yatağın üzerine yıktı. Kocaman eliyle ağzımı kapattı. Tüm tokatlarıma ve tekmelerime aldırmaksızın, çarşafla kollarımı yatağın başucundaki demirlere bağladı. Havluyla da ağzımı kapattı. Ağlamaktan çılgına dönmüş, adeta yarı baygındım.
– “Dün gece yarım kalan hesabı kapatalım. Korkma, senin de hoşuna gidecek”, diyen Sadık, yastığı kalçalarımın altına yerleştirdi ve başını kadınlık organına gömdü.
Çılgınca emiyor, dilini bir badana fırçası gibi kullanarak, ön ve arka deliklerimi ve aralarındaki bölgeyi hızla yalıyordu. Temposunu hiç düşürmeden ve hiç ara vermeden yaklaşık bir 15 dakika yalamaya devam etti. Bu süre zarfında, önceleri ağlamaya ve ayaklarımla karşı koymaya çalıştım, zaman geçtikçe ağlamam kesildi ve debelenmem azaldı ve en sonunda kendimi hareketsiz, tamamen Sadık’ın dil darbelerine teslim ettim. Bu teslimiyette hem çaresizliğin, hem de aldığım müthiş zevkin payı vardı. Sadık beni diliyle boşaltmaya yemin etmiş gibi inanılmaz bir gayretle işine devam ediyordu ve an geçtikçe dayanacak gücüm kalmıyordu.
– “Bu hayvana teslim olmamalıyım, direnmeliyim”, diye düşünmeme ve tüm konsantrasyonumu başka şeylere vermeye çalışmama karşın vücudum bana itaat etmiyor, vajinamdan yayılan zevk dalgaları Beynimi ele geçiriyordu. Sadık azgın bir kurt gibi, başını vajinamdan bir an olsun ayırmaksızın, kadınlık sıvılarımı emiyor, içiyordu. Kendimi iyice koyuverdiğimi anlayınca, doğruldu ve yarağını zorlanmadan kaygan vajinaya yerleştirdi. Yaklaşık bir 10 dakika boyunca ritmik bir şekilde, gidip geldi fakat boşalamadı. Ne de olsa, artık genç bir erkek değildi ve dün geceki iliklerini kurutan orgazmın üzerinden henüz çok az bir süre geçmişti.
Bu şekilde boşalamayacağını anlayınca, aklına başka bir şey geldi. Belimi iyice yükseltip, arka deliğimi diliyle zorlamaya, dilini içeri sokmaya başladı. Başıma geleceği anlamış ve yeniden direnmeye, kendimi kasmaya başlamıştım. Ancak Sadık’ın ısrarlı dil darbelerine dayanmam çok zordu. Yalvaran gözlerle bakıyordum. Sadık, verdiği zevkten emin, ağzımı çözdü. Gerçekten de bağırmadım, sadece kesik kesik inliyordum. Sadık,
– “İnanılmaz bir kadınsın Sonay. Ateş gibisin. Kocan seni epeydir sikmemiş galiba”, diyerek yalamaya devam ediyordu.
– “Yalvarırım Sadık. Arkamdan olmaz. Hiç yapmadım bunu. Önden yapabilirsin”, diyor ama inlemem kesilmiyordu.
– “Her şeyin bir ilki vardır. Senin de hoşuna gidecek. Bunca zaman neden götten vermemişim diye üzüleceksin”, diyerek bir çırpıda banyoya gitti ve yüz kremini kaptığı gibi geri döndü. Kremi doğrudan arka deliğime boca etti ve işaret parmağını kayganlaşan delikten içeri soktu. Bir yandan da klitorisimi yalamaya devam ediyordu. Ben inliyor, yalvarmaya devam ediyordum
– “Ne olur yapma. Ne olur.”
– “Tek şartla. Bana yalvaracaksın. Seni amından sikmem için bana yalvaracaksın.”
– ….
– “Ne oldu, yalvarmayacak mısın? O halde hazır ol, götün elden gidiyor.”
– “Yapma Sadık. Yalvarırım sana. Yalvarırım arkadan yapma.”
– “Olmadı. Böyle kibar kibar olmaz. ‘Sadık, erkeğim, ne olur amımı sik’ de.”
– “Ne olur Sadık. Erkeğim, arkamdan yapma. Amımı sik.”

– “Ohh. Harika. Bu sözleri senin ağzından duymak harika bir duygu… Devam et. Yalvar.”
– “Sadık, lütfen amımdan sik beni.”
– “Tabii.”
Ve Sadık koca göbeğiyle üzerime tırmanıp, yarağını önden yerleştirdi. Bir kaç dakika boyunca bu şekilde devam ettikten sonra, birden yarağını çıkardı ve kremle vıcık vıcık kayganlaşmış arka deliğime bir hamlede soktu. Beynime elektrik verilmiş gibi bir hisse kapıldım ve dudaklarımdan kesik bir çığlık yükseldi.
– “Ahh! Söz vermiştin. Bana söz vermiştin. Ayy!”
– “Boş versene. Baksana nasıl da hoşuna gidiyor.”
Gerçekten de korktuğum kadar acı çekmiyordum. Daha doğrusu acı duyuyor ama aldığım zevk acıyı bastırıyordu. Sadık,
– “Bugüne kadar ne çok göt siktim, bilsen. Hepsi önce itiraz ettiler, sonra yalvardılar. Göreceksin, sen de müptelası olacaksın.”
Sadık bu işte gerçekten çok ustaydı ve kendime hâkim olamıyor, içimde dalga dalga yükselen çok şiddetli bir orgazmı hissediyordum. Bakire arka deliğimin darlığı, sıcaklığı ve yumuşaklığı Sadık’ı çılgına çevirmişti. Uzun bacaklarımı boynuna dolamış, hem pompalıyor, hem de bacaklarımı ısıra ısıra öpüyordu. Kısa bir süre sonra,
– “Harikasın. Tapıyorum sana. Ben seninki gibi tatlı amı götü olan kadın görmedim Sonay. Ne zamandır sikmek istiyordum seni hayallerimi süslüyordun. Ohhh!”, diyerek sarsılmaya ve kasılmaya başladı Aynı anda bende içimde kopmakta olan fırtınaya kendimi bıraktım. İnanılmaz bir yoğunlukta orgazma ulaştık. Sadık’ın kasılmalarını tüm benliğimle duyuyor, adeta bir volkanın patlaması gibi içimi dolduran spermlerin sıcaklığını hissediyordum. Zevkten çılgına dönmüştüm. Sadık ise kudurmuş gibi hırlıyor, böğürüyor ve arka deliğimi ilk gençlik yıllarımdaki gibi katı katı dolduruyordu.
Dakikalar sonra, sakinleştiğimizde Sadık bir süre daha içimden çıkmadı. Fakat ellerimi çözdü. Sarmaş dolaş yattık. Çelişkili duygular içindeydim. Aldığım zevkten adeta Beynim boşalmış, uyuşmuştum. Tolga’yla da zaman zaman çok şiddetli orgazmlar yaşamıştım. Fakat bu bambaşkaydı. Bir ara zevkten aklımı kaçıracağımı sanmıştım. Bu kadar zevk almamda herhalde uzun süredir seks yapmamış olmamın da payı vardı. Yine de, bu kıllı, göbekli, kel herifin bana bu kadar çok zevk vermiş olmasına inanmak istemiyordum. Bu, sanki kadınlığıma yapılan bir hakaretti.
Sadık ise penisi uzun süredir hayranı olduğu arka deliğimden çıkarmadan, kollarımda yatarken, her şeyin umduğundan çok daha kolay olduğunu, iyice dinlenirse akşama bir kez daha yapabileceğimizi söylüyordu.
– “Saat 10 oldu. Toplantı çoktan başladı. Ne yapacağız şimdi? Tanrım, rezil oldum.”
– “Dert etme. Akşam biraz fazla kaçırdığın için sabah rahatsızlandığını söyleriz. Ben de seni hastaneye götürmüş olurum. Hadi kalkalım şimdi. Bir şeyler yiyelim. Sonra da toplantıya gireriz.”
– “Tüm bunlar aramızda kalacak, değil mi? Söz ver bana.”
– “Tabii ki aramızda kalacak. Neden anlatayım ki. Unutma, ben de evli bir adamım.”
– “Neden yaptın bana bunu, neden? Ne yaptım ben sana? Ne suçum vardı?”
– “Sonay, lütfen saçma sapan konuşma. Bir duyan olsa, sana işkence ettiğimi sanır. Senin de en az benim kadar ihtiyacın varmış. En az benim kadar zevk aldın.”
– “Böyle söyleme. Utanıyorum.”
– “Utanacak bişey yok. Anlasana, çok uzun zamandır seni arzuluyordum. Duruşun, yürüyüşün, ses tonun, her şeyin beni tahrik ediyordu.”
– “….”
– “Neyse, hadi daha fazla geç kalmayalım. Bir an evvel aşağı inelim. Ben odama gidiyorum. Giyinip, lobide buluşalım.”
– “Tamam. Duş alıp geliyorum.”
20 dakika sonra, Sadık la lobide buluşup kahvaltılarımızı yaptık. Vücudumdaki morlukları gizlemek için oldukça kapalı giyinmiştim. Kahvaltıdan sonra, tüm yaşananlar yaşanmamış, hiç bir şey olmamış gibi toplantı salonuna yürüdük.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir